ÇILGIN TÜRKLER

BİZ BU VATANI KARŞILIKSIZ SEVDİK
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Mustafa Kemal’in konuşması neden makaslandı?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
çılgın_türk
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
avatar

Mesaj Sayısı : 31
Yaş : 31
Nerden : Bakırköyden Beyaz Gömlekli Amcaların Yanından
Kayıt tarihi : 22/11/07

MesajKonu: Mustafa Kemal’in konuşması neden makaslandı?   Cuma Kas. 30, 2007 2:29 am

Mustafa Kemal’in konuşması neden makaslandı?
16 Kasım 2007


Mustafa Kemal’in Erzurum Kongresi konuşması Nutuk’ta neden makaslandı?



* Mustafa Armağan

Tarihimiz,
özellikle yakın tarihimiz tam bir yalanlar mecmuası. Bu çok açık. İçine
girdikçe bu açıklığın müstehcenlik düzeyine varmasından inanın haya
ediyorum ama şu garip kalemim meseleye eğip bükerek bakmama mani. Hangi
konuya eğilseniz lime lime olup elinize kalıyor belgeler.

Jean-Paul Roux haklı galiba: “Tarihte bu kadar çok şaşırmamız, onu yeterince incelemeyişimizdendir.”

İnceleyelim öyleyse.

Son
zamanlarda şu Erzurum Kongresi’ne taktım. Beni uyandıran da, ne yalan
söyleyeyim, herhalde Kemalistliğinden kuşku duyulamayacak bir isim,
Şerafettin Turan oldu. Çok ciltli Türk Devrim Tarihi’nin ilkinde
Erzurum Kongresi kararları diye ortaya atılan maddelere şaşırıyor ve
şunları sıralıyordu Turan:

“Örneğin, M. Kemal’in ‘kongre
kararları’ olarak sıraladığı ve okul kitaplarından başlayarak kongre
ile ilgili hemen tüm yayınlarda yer alan ‘Ulusal sınırlar içinde
bulunan yurt parçaları bir bütündür, biribirinden ayrılamaz’ ilkesi ne
tüzükte, ne de bildiride bu biçimiyle düzenlenmiştir… Söylev’de
[Nutuk’ta] ‘Manda ve himaye kabul olunamaz’ biçiminde aktarılan kesin
hüküm de kongre kararları ve bildirisi içinde yer almaz.” (Türk Devrim
Tarihi, 1. Kitap, Ankara, 1991, Bilgi Yayınevi, s. 214-215.)

Bunları
okuyunca ‘Nasıl yani? Kongre kararları diye ezberlediklerimiz Nutuk’ta
değiştirilerek aktarılmışsa biz neye inanacağız veya inanıyoruz?’ diye
hayretle sormuştum kendi kendime. Ardından da Fahrettin Kırzıoğlu’nun
Bütünüyle Erzurum Kongresi (Ankara, 1993) adlı, kongre tutanaklarını
orijinallerine varıncaya kadar yayınladığı kitabını incelediğimde
büsbütün şaşırmıştım. Bu kadar kesin olarak bildiğimiz kararlar
böylesine değiştirilerek aktarılmışsa başka nerelere uzanmıştır o
muhteşem altın makaslar? diye düşünerek soru matkabımı çalıştırmıştım.

Şimdi
size Mustafa Kemal Paşa’nın 23 Temmuz 1919 günü Erzurum Kongresi’nin
açış konuşmasında söylediklerinden Nutuk’a almadığı bazı parçaları
sunacağım. Böylece şu günlerde bir öğrenci ödevi yüzünden yeniden
hortlayan bitmez tükenmez Vahdettin tartışmalarına bir parça ışık
düşüreceğimi ve yıllardır gözlerden saklanan gerçeklerle yüzleşmemize
yardımcı olacağımı umuyorum.

Evet işte o konuşmada İstanbul hükümeti ve Vahdettin’le ilgili atlanan kısımlar. Dikkatle ve cümle cümle okuyoruz:

“Anadolu’da,
Pâyitahttaki münevverânın ve din ve devlete mesbukü’l-hidme zevat-ı
âliyenin, gaye-i mukaddesemiz uğrunda evvel ve ahir masruf olan mesaisi
pek kıymettardır.”

Burada Anadolu’da, İstanbul’daki aydınların
ve din ve devlete hizmeti geçmiş yüksek kişilerin kutsal gayemiz uğruna
sarf ettikleri eski ve yeni çalışmalar çok değerlidir, denilerek
İstanbul’da, Erzurum’da da paylaşılan aynı “kutsal gaye” için
çalışanlar bulunduğu ve bu çalışmalarının değerli olduğu vurgulanıyor.
Yani Anadolu hiç de kendi haline bırakılmış değildi 1919 Temmuz’unda.

Biz devam edelim:

Okuduğunuz cümle, daha sonra, muhtemelen Nutuk metni hazırlanırken gözden geçiriliyor ve şu kılığa büründürülüyor:

“Pâyitahttaki
münevverânın ve din ü devlete hizmetleri mesbûk zevat-ı aliyenin
mesai-i masrufeleri, kıymetdar olmakla beraber, [ancak] te’sir ve
murâkabe altında mahsur bir muhit; kendilerini daima tehdit ve akametle
müteessir etmektedir.”

Bu cümlede, yukarıda sözü geçen
İstanbul’daki kişilerin değerlerini vurguladıktan sonra bir ‘ancak’
edatı konularak onların etki ve denetim altında bir çevrede tehdit ve
işlerini sonuca bağlayamayacak şartlarda çalıştıkları vurgulanıyor.
Yani bir şeyler yapmak istiyorlar ama elleri kolları bağlı denilmek
isteniyor İstanbul’dakiler için.

Aşağıdaki cümle daha açıklayıcı:

“Herhalde
mukadderata hakim ve hukukuna sahip bir idare-i milliyenin müdahaleden
masun ve müstakil bir surette zuhurunu, ancak Anadolu’dan bekliyorlar.”

Yani
geleceğine hakim ve hukukuna sahip bir millî yönetimin işgal
İstanbul’undaki gibi müdahaleden uzak ve bağımsız bir şekilde ortaya
çıkışını ancak Anadolu’dan bekliyorlar.

Kimdir bekleyenler?
İstanbul’dakiler elbette… Yani hükümet, devlet adamları ve elbette
biraz sonra göreceğimiz gibi şu ‘hain’ Vahdettin!

Erzurum Kongresi açılışında Mustafa Kemal Paşa kürsüde konuşmaya devam ediyor:

“Buna
istinadendir ki, bir Şura-yı Milli’nin vücudunu, ve ancak, kuvvetini
irade-i milliyeden alacak mesul bir hükümetin mevcudiyetini talep
etmek, artık ve bilhassa son zamanlarda payitahtın heman tekmil
tabakat-i mütefekkirini için bir fikr-i sabit halini almıştır.”

Anlamı
şu: Anadolu’dan bağımsız bir millî yönetim arzusu doğrultusunda bir
şura-yı millî, yani meclisin varlığını ve kuvvetini ancak milli
iradeden alacak sorumlu bir hükümetin mevcudiyetini istemek artık ve
özellikle son zamanlarda İstanbul’un hemen bütün düşünen insanları için
bir saplantı halini almıştır.

Yani? İstanbul’dakiler bir milli
şura, yani meclisin ancak Anadolu’da kurulabileceğine inanıyor ve bunu
sizden bekliyorlar. O kadar ki, bu beklenti bütün düşünen insanlar için
bir saplantı düzeyine varmıştır. Evet, düpedüz saplantı (fikr-i sabit)…

Devam.

“Anadolu’daki
Ordu Müfettişliği memuriyetime, bilhassa İngilizler tarafından hazm u
tahammül olunamayacağı ve dahilden de bir çok ifsadat ve tezviratın
karışacağı, daha o zaman kestirilerek alenen gerek Sadrazam (Damat
Ferid) Paşa’ya ve gerekse rical-i marufe-i devlete söylemiş ve bilhassa
Zat-ı Akdes-i Padişahiye (Vahdettin’e) de bilmünasebe maruzatta
bulunmuş idim.”

Geldik meselenin bam teline. Nutuk’a alınırken
atlanan bu cümle, Mustafa Kemal’in, Anadolu’ya gönderilişinden
İngilizlerin memnun olmayacaklarının ve bu görevi yüzünden içeriden de
fesatlar ve dedikoduların çıkabileceğinin daha İstanbul’dayken farkında
olduğunu ve bu konuda gerek Damat Ferid’le, gerekse tanınmış devlet
adamları ve Vahdettin’le görüştüğünü anlatıyor.

Mustafa Kemal’in
bundan sonraki cümlesi tutanaklarda yarım kalmış ve metin tam 4 sayfa
birdenbire atlanmış! Bu atlanmış veya atılmış sayfalarda neler yazılı
olduğunu bilmemekle beraber bir sonraki sayfada rastladığımız
ifadelerden anlıyoruz ki, İngilizlere karşı padişahla yaptıkları özel
görüşmelere dair açıklamalar yer alıyordu buralarda. Nitekim eksik
sayfalardan sonraki ilk cümle bunu açıkça gösteriyor. Neler göstermiyor
ki? Beraber okuyalım:

“Bu bâbdaki esrâr ve muhâberâtın ve zât-ı
akdes-i padişahî ile geçen ma’ruzât ve müdavelâtın şimdilik neşri
muvâfık olmayıp inşaallahu teala mübarek vatan ve milletin bilfiil
mazhar-ı necât olduğunu idrak edince kitap halinde intişârı ve o zaman
bugünkü kongre heyet-i muhteremesini teşkil buyuran zevât-ı kıymetdâra
da bir hâtıra-i millî olarak takdimi mutasavverdir.”

Bugünkü
kelimelerle ifade edersek, sözü edilen konudaki sırlar ve
haberleşmelerin, özellikle de Sultan Vahdettin’le aramızda geçen
yazışmalar ve görüş alış-verişlerinin yayınlanması şimdilik uygun
olmayıp kurtuluştan sonra kitap halinde bastırılması düşünülmektedir.

Tabii bu ‘sırlar’ı içeren kitabın hiçbir zaman yayınlanmadığını biliyorsunuz.

Böylece
Erzurum Kongresi tutanaklarında yer alan ancak Nutuk metnine alınırken
özellikle atlanan kısımlarda çok önemli bazı bilgiler yer aldığını
gördük. Bunları maddeler halinde özetleyelim:

1.
İstanbul’da kutsal gayemizi, yani vatanın esaretten kurtarılışı
konusunda yapılmakta olan çalışmalar çok değerlidir.

2. Ancak bu çalışmalar, işgal ordularının denetimi altında yürütüldüğü için sonuç almalarına yetmemektedir.

3.
İstanbul’dakiler millî bir yönetimin ortaya çıkışını
Anadolu’dan bekliyorlar. Hatta bir meclis açılması ve irade-i
milliyenin kendisini göstermesi konusu, İstanbul’da neredeyse bir
saplantıya dönüşmüş durumdadır.

4. Benim
Anadolu’ya gönderilmemin İngilizleri rahatsız edeceği konusunu daha
önce gerek Damat Ferit’le, gerekse Vahdettin’le görüşmüştük.

5.
Bu konudaki sırların açıklanması şimdilik uygun olmamakla
beraber kurtuluştan sonra bunları kitap yapıp hepinize milli bir hatıra
olarak birer adet vereceğiz.

Sırlar… Nelerdi acaba?

Vahdettin’in
hain olmadığını belgeleyecek bu sırları bırakın, o sırlara ait bu
belgeler bile kamuoyundan yıllardır gizlendi. Yoksa Süleyman Demirel’in
2005 Temmuz’unda dediği gibi, Vahdettin’in daha 100 yıl hain olarak
bilinmesi gerektiğinden mi?

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Mustafa Kemal’in konuşması neden makaslandı?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Kemal Sunal
» Kutu Yarışması
» KARŞIYAKA LİSESİ’NİN TARİHSEL GELİŞİMİ
» ~Ya Çok Şanslıyım Ya Da Çok Şanslıyım~
» kağıt katlama sanatı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ÇILGIN TÜRKLER :: Genel Konular :: Faydalı Bilgiler-
Buraya geçin: