ÇILGIN TÜRKLER

BİZ BU VATANI KARŞILIKSIZ SEVDİK
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Anadolu Selçuklu Devleti,

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
çılgın_türk
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
avatar

Mesaj Sayısı : 31
Yaş : 31
Nerden : Bakırköyden Beyaz Gömlekli Amcaların Yanından
Kayıt tarihi : 22/11/07

MesajKonu: Anadolu Selçuklu Devleti,   Cuma Kas. 30, 2007 3:26 am

Anadolu Selçuklu Devleti, Selçukluların
Anadolu’da kurduğu devlettir.

Türklerin Anadolu’ya yerleşmesi 1071’deki Malazgirt Savaşı’ndan sonra hızlandı. Selçuklu
komutanı Kutalmışoğlu Süleyman Şah (I. Süleyman
Şah), Anadolu’daki fetihleri batıya yayarak 1075'te İznik’i
Bizans’tan aldı ve burayı başkent yaparak bağımsızlığını ilan etti. Böylece
kurulan Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlıların
son Anadolu Selçuklu sultanını tahttan indirdikleri 1318'e kadar varlığını
sürdürdü.


//
Kuruluş
yılları




Bizans'ın sınır komşusu olan Süleyman Şah bir süre sonra bu devletin
içişlerine karışmaya başladı. 1078'de büyük Selçuklu Sultanı Melikşah,
Anadolu’da ayrı bir devlet kuran I. Süleyman Şah’ın güçlenmesinden kaygı
duymaya başladı. 1078'de
ordusunu Süleyman Şah'ın üzerine gönderdibeklediği zaferi kazanamadı. Süleyman
Şah, Bizans'taki
taht kavgalarından yararlanarak sınırlarını genişletmeyi bırakmak zorunda
kaldı. Daha sonra I. Süleyman Şah 1082'de Adana ve Tarsus kentleriyle
birlikte bütün Kilikya
topraklarına sahip oldu. 1084'te de Antakya'yı ele geçirdi. Ardından Büyük Selçuklu İznik’te Ebu'l-Kasım
bırakmıştı. Melikşah, Süleyman Şah'ın ölümünden sonra İznik üzerine yeni bir
ordu gönderdi. Ebu'l-Kasım, Bizans’tan destek alarak Büyük Selçukluyu geri
çekilmek zorunda bıraktı ve böylece Anadolu Selçuklu tahtını korudu.

I. Kılıç Arslan ve I. Rükneddin Mesud



Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın ölümünden sonra kaçmayı başaran I. Kılıç Arslan 1092'de Anadolu
Selçuklu tahtına çıktı. I. Kılıç Arslan, İzmir yöresinde
gittikçe güçlenen Türk beyi Çaka Bey'i ortadan kaldırdı. Haçlılar
karşısında yenilgiye uğrayınca İznik’i terk edip Anadolu içlerine çekilmek zorunda kaldı ve Konya'yı başkent
yaptı. 1100'de Danişmendlilere yenilen Haçlılar
ertesi yıl Anadolu'ya
ikinci bir ordu gönderdiler. Anadolu beylikleriyle birlikte hareket eden I.
Kılıç Arslan, bu kez Haçlı ordusunu bozguna uğrattı. Ama Danişmendlilerin Malatya'yı, I.
Kılıç Arslan'ın da Elbistan'ı alması iki devlet arasında savaşa yol açtı.
Danişmendlileri yenen I. Kılıç Arslan, artık Büyük Selçuklu tahtını isteyecek
kadar güçlenmişti. Bu amaçla 1107'de Büyük Selçuklu yönetimindeki Musul üzerine sefere
çıktı. Ama Habur Suyu kıyısında Büyük Selçuklu ordusuna yenildi ve atıyla
ırmağı geçerken boğularak öldü. I. Kılıç Arslan'ın genç yaşta ölümüyle Anadolu
Selçuklu Devleti’nin egemenliği sarsıldı. Anadolu’da üstünlüğü Danişmentliler
ele geçirdi.

Anadolu Selçuklu tahtı bir süre boş kaldıktan sonra, I. Kılıç Arslan'ın oğlu
Şahin Şah 1110'da başa geçti. Ama
kardeşi Rükneddin Mesud onun sultanlığını tanımadı ve Danişmendlilerin
desteğiyle iktidarı ele geçirdi. I. Rükneddin Mesud, bir süre Danişmendlilerin
denetimi altında kaldı. 1142'de
Danişmendli Mehmed Bey’in ölümünün ardından Anadolu Selçuklularının
Anadolu'daki üstünlüğünü yeniden kurdu. Bizans ordusunu 1146'da Konya önlerinde
yendi. Ertesi yıl II. Haçlı ordusunu Eskişehir yakınlarında bozguna uğrattı.

I. Rükneddin Mesud, geleneğe uyarak ülkesini üç oğlu arasında paylaştırdı ve
II. Kılıç Arslan'ı veliaht ilan etti. I. Rükneddin
Mesud’un 1155’te
ölmesinin ardından oğulları arasında taht kavgaları başladı. Bu sırada Danişmendliler,
Bizanslılar,
Musul Atabeyi
Nureddin Mahmud Zengi ve Ermeni Derebeyi Toros birleşerek Anadolu Selçuklu Devleti'ne
karşı harekete geçtiler. II. Kılıç Arslan devleti ayakta tutabilmek için önce
Bizans’la barış yapmanın yollarını aradı ve İstanbul'a giderek bir antlaşma
yaptı. Daha sonra, kardeşi Şahin Şah ile Danişmendlilerin birleşik ordusunu
yendi. 1175'te Danişmendlilerin egemenliğine son verdi.

Bir süre sonra II. Kılıç Arslan ile Bizans arasındaki barış bozuldu. Bunun
üzerine Bizanslılar büyük bir orduyla Anadolu içlerine girdi. II. Kılıç Arslan
1176'da Sandıklı ile Dinar'ın doğusunda, Miryakefalon Savaşı'nda Bizans ordusunu pusuya
düşürdü ve ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu, Türklerin Anadolu’da Bizans
karşısında Malazgirt'ten sonraki en büyük zaferdi. Bu yenilginin ardından
Bizans, Türkleri Anadolu'dan çıkarma umudunu tümüyle yitirdi.

II. Kılıç Arslan 1186'da ülkesini 11 oğlu arasında paylaştırdı. Ne var ki,
daha kendisi hayattayken oğulları arasında veliahtlık mücadelesi başladı.
1192'de II. Kılıç Arslan'ın ölümünden sonra oğullarından I. Gıyaseddin
Keyhüsrev tahta çıktı. Ama 1196'da tahtını ağabeyi II. Süleyman Şah'a bırakmak
zorunda kaldı. II. Süleyman Şah, Erzurum'u alarak Saltukluların varlığına son
verdi. 1204'te öldüğünde Anadolu Selçuklu Devleti’ni yeniden eski gücüne
ulaştırmıştı....

Son
parlak yılları




1205’te I. Gıyaseddin Keyhüsrev ikinci kez tahta
çıktı. Karadeniz'deki ticaret yollarını kesen Trabzon İmparatorluğu üzerine bir
sefer düzenleyerek bu yolu yeniden Türklere açtı. Daha sonra önemli dış ticaret
limanı olan Antalya'yı
topraklarına kattı. I. Gıyaseddin Keyhüsrev, sultanın ülke topraklarını
oğulları arasında paylaştırma geleneğine son vererek merkezi yönetimi güçlendirdi.
Vilayetleri yönetmekle görevlendirilen şehzadeleri merkezi yönetime bağlı birer
vali durumuna getirdi.

I. Gıyaseddin Keyhüsrev 1211'de öldü ve yerine büyük oğlu I. İzzeddin Keykavus tahta çıktı. Önce
kendisine karşı ayaklanan kardeşi Alaeddin Keykubad’ı etkisiz hale getiren I.
İzzeddin Keykavus, böylece iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra bütün dikkatini
Anadolu'da ticaretin canlandırılmasına verdi. Kıbrıs Krallığı’yla bir anlaşma
yaparak iki ülke arasındaki ticareti serbest hale getirdi. Kuzey ticaret yolunu
açmak için Sinop'u Trabzon İmparatorluğu’ndan aldı. Daha sonra,
güney ticaret yolunu engelleyen Ermeni derebeyinin üzerine yürüdü ve Ermenileri
yenerek Suriye ticaret yolunu açtı. Böylece Anadolu, ticaret kervanlarının
merkezi durumuna geldi.

1220'de
Keykavus'un ölünce kardeşi I. Alaeddin Keykubad tahta çıktı. En ünlü
Anadolu Selçuklu hükümdarlarından biri olan I. Alaeddin Keykubad, Akdeniz
kıyısında önemli bir liman olan Kalonoros'u (bugünkü Alanya) aldı. Kendi
adından dolayı daha sonra Alaiye olarak anılan bu kentte bir tersane kurdurdu
ve kentin kalesini yeniden yaptırdı. Tüccarların karada Ermenilerin, denizde
Avrupalı korsanların saldırılarına uğraması üzerine İçel'den Antalya'ya kadar
bütün kıyı şeridini topraklarına kattı. Moğolların
Anadolu’ya girmesi tehlikesi karşısında 1226'da Eyyubilerle
ilişkilerini geliştirdi. Bu arada Trabzon İmparatorluğu’yla ittifak kuran Harzemşahları
1230’da Yassıçimen
Savaşı’nda ağır yenilgiye uğrattı. Moğollara karşı komşu devletlerle bir birlik
kuramayan I. Alaeddin Keykubad, 1233’te Moğol kağanının egemenliğini tanımak zorunda kaldı.

Alaeddin Keykubad 1237’de
ölünce yerine oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta çıktı. Ama
devletin yönetimi fiilen vezir Sadeddin Köpek'in elindeydi. Moğolların önünden
kaçarak Anadolu’ya sığınan göçebe Türkmenler Anadolu Selçuklu ülkesini tam bir
kargaşaya sürükledi. Anadolu Selçuklu yönetimi bu kargaşayı önlemek için sert
önlemlere başvurunca, Anadolu Selçuklu tarihinin en büyük ayaklanması patlak
verdi. Baba İshak'ın önderliğindeki ayaklanmacılar başkent Konya üzerine
yürüyünce II. Gıyaseddin Keyhüsrev kenti terk etmek zorunda kaldı. Ama sonunda,
1240’ta ayaklanma
kanlı biçimde bastırıldı.

Devlet
yapısı ve ordu




Anadolu Selçuklularında devlet toprakları hanedanın ortak mülküydü. Sultan
ülke topraklarını oğulları arasında paylaştırıyordu ve şehzadeler yönetimleri
altındaki bölgelerde yarı bağımsız hareket ediyorlardı. Bu, Anadolu Selçuklu
Devleti’ndeki taht kavgalarının ve şehzadelerin ayaklanmalarının önemli
nedenlerinden biriydi. I. Gıyaseddin Keyhüsrev bu geleneğe son verdi ve merkezi
yapıyı güçlendirdi. Sultan unvanıyla anılan Anadolu Selçuklu hükümdarları
devletin ve ordunun başıydı. Merkezi devlet işleri Divan-ı Âli (Büyük Divan)
adı verilen bir kurulda görüşülür ve karar bağlanırdı. Bu kurula vezirler
başkanlık ederdi. Vezirden sonraki en yüksek devlet görevi, Niyabet-i
saltanatlık makamıydı. Bu makama atanan saltanat naibi, yokluğunda sultana
vekâlet ederdi. Öbür yüksek devlet görevlilerinden müstevfi, maliye işlerini
yürütürdü. Pervane, divanın
yaptığı atamalara ve dirliklerin (iktaların) dağıtım işlerine bakardı.
Yazışmaları tuğracı yürütür, hukuk işlerine emir-i dâd bakar ve askerlik
işleriyle beylerbeyi ilgilenirdi. Askeri davalara ise Kadı-i leşker
bakardı.

Vilayetlerin yönetiminden sorumlu kişiye subaşı denirdi. Bir tür vali
sayılan subaşı, kentin düzenini sağlar ve bölgedeki askerlere komutanlık
ederlerdi. Ayrıca melik
denen şehzadelerin yönettiği vilayetler vardı. Melikler doğrudan sultana
bağlıydılar ve vilayet merkezinde Büyük Divan’a benzer bir divan kurarlardı.
Anadolu Selçukluları, Bizans sınırlarına bir tür sabit öncü kuvvet olarak Türkmen
boylarını yerleştirmişlerdi. Bu boyların beyleri sınır bölgelerinde, uçbeyliği
denen yarı bağımsız beylikler kurmuşlardı.

Anadolu Selçukluları'nda devletin malı olan topraklar üçe ayrılırdı. Bunlara
dirlik, vakıf ve mülk denirdi. Sultan dirlikleri, kendisi için asker besleyip
yetiştirmeleri karşılığında Türkmen beylerine ve komutanlarına verirdi. Mülk
denen topraklar üstün hizmetlerde bulunanlara gene sultan tarafından verilirdi.
Vakıf araziler ise, han,
hamam, medrese gibi
kurumların giderlerinin karşılanması için ayrılmış topraklardı.

Selçuklu ordusu asıl olarak, beylerinin komutasında savaşa katılan
Türkmenlere dayanıyordu. Dirlik sahiplerinin kendilerine verilen topraklarda
besledikleri tımarlı sipahiler ve kapıkulu askerleri, savaş zamanında ordunun
önemli bir parçasıydı. Tımarlı sipahiler subaşıların buyruğunda savaşa
katılırdı. Kapıkulu askerleri, devlet tarafından çocuk yaşta alınıp eğitilen
Türkler ve Hıristiyanlardan oluşuyordu.

Toplumsal
ve ekonomik yaşam




Anadolu Selçukluları döneminde ülkenin hemen her yerinde imarethaneler
vardı. Buralarda yoksul halka, öğrencilere ve yolculara parasız yemek
verilirdi. Başlıca eğitim kurumları medreselerdi. Başta Konya, Sivas, Tokat ve
Amasya olmak üzere birçok kentte medreseler kurulmuştu. Darüşşifa denen
hastaneler daha çok Divriği, Sivas, Tokat, Amasya, Kayseri, Konya ve Kastamonu
gibi kent merkezlerinde yoğunlaşmıştı. Kent ve kasabaları birbirine bağlayan
yollar üzerinde han ve kervansaray denen konaklama yerleri vardı. Ulaşım ve
ticaretin gelişmesine bağlı olarak bu tür konaklama yerlerin sayısı gittikçe
arttı. Bu kurumların giderleri vakıflarca karşılanırdı.

Anadolu Selçukluları ticarete ve yol güvenliğine büyük önem verdiler. Kervan
yollarının güvenliğinin sağlanmasına bağlı olarak Anadolu'da ticaret büyük
ölçüde gelişti. Karadeniz ve Akdeniz'deki limanlar önemli birer dış ticaret
merkezi durumuna geldi. Ticareti güvence altına alan devlet, karada
haydutların, denizde korsanların saldırısına uğrayarak malları yağmalanan
tüccarların zararlarını karşılıyordu. Gerek yolculukları sırasında, gerekse
kervansaray ve hanlarda konakladıklarında tüccar ve yolcuların güvenliği ve
ihtiyaçları sağlanıyordu Anadolu Selçukluları’nda özellikle dokumacılık çok
gelişmişti. Ayrıca Anadolu'nun çeşitli bölgelerindeki demir, bakır, gümüş gibi
madenler işletiliyordu.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Anadolu Selçuklu Devleti,
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Anadolu efsaneleri
» GÖÇ YOLLARI
» anadolu fatihi ''alpaslan''malazgirt savası
» A.Selçuk İlkan-İkimiz Aynı Günde Doğmuşuz

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ÇILGIN TÜRKLER :: Tarih :: Genel Türk Tarihi-
Buraya geçin: